20 Haziran 2007 Çarşamba

Aylara yayılan yalnızlığın gündelik hayata etkileri


Yıllar geçtikçe yerinde duran, sadece dış cephe ya da demir parmaklık boyası değişen evlerle dolu orta direk mahalleleri bilirsiniz. Bu hane çocuklarında sonsuza kadar okul okuma adeti pek yoktur, doktora üstüne İspanya'da kariyer toplantılarına giden pek bulunmaz. Böyle olunca yaşadıkları şehir pek değişmez; değil şehir mahalle bile değişmez. 35 sene aynı sokakta, kırtasiye işleten saçlarına ak düşmüş Selim amca yazın dükkana oğlunu bırakır, onu bulamazsa yeğenini bırakır, onu bırakamazsa kardeş çocuğunu bırakır.

Bu ortadirek mahallelerde imrenilen bir durum vardır : Sıfır yalnızlık hissi. Yaz günü Aysel teyze evinde salaş ötesi kıyafetleriyle komşusuyla erik yerken evin bunamakta olan ninesi pembe dizi izler. Sakin bir ortam vardır, gerginlik yoktur. En önemlisi, hemen herkes eski tanıdık durumunda olduğundan laf anlatırken zorluk çekilmez, hatta çoğu zaman laf anlatmaya bile gerek duyulmaz. O an ne hissedip ne düşündüğünüz zaten sizi tanıyanlarca öngörülür.

Laf anlatmak, bir türlü anlaşılmadığı için aynı şeyi üçüncü bir varyasyonla anlatma mücadelesi verirken, iğrençtir. Samimi olunmayan insan sayısı arttığında bir o kadar laf anlatma mücadelesi verilir.

Bilgisayarla büyümüş, ailece oradan oraya taşınmış; kültürel mültürel gelişimini toplum ortalamasının üstüne çıkarmış biriyseniz otomatik daha yalnızsınızdır. Aile ziyaretleri bayık gelir, eğer yeteneğiniz varsa icabında minibüsçüyle en kral muhabbete girebilseniz de bu bir kere olur, iki kere ya olur ya olmaz. Pijamayla fırından dönerken ayaküstü dayı kızıyla muhabbet çeviren orta direk adamın yanından sabit yüz ifadesiyle yürüyerek geçersiniz. MSN listenizde online biri varsa belki beş on dakka bir şeylerden konuşursunuz.

Uzun lafın kısası, günlerce tek bir insanla bile karşılıklı zevkli bir muhabbet çevirmemiş birine dönüşürsünüz.

Bu hayat tarzı, bilhassa iş hayatının başlamasıyla doruklara çıkar. Gündüz işinde akşam evinde takılan adam asosyalliği içine öyle bir sindirir ki haftasonu gelince hazırlıksız yakalanır, plan yapamaz, yapacak olsa adam bulamaz. Yaz gelir hazırlıksız yakalanır, icabında bir hatun yapar kızı götürecek hiçbir enteresan yer bilmediğini farkeder. Günler böyle gelip geçerken kişide sağlam bir tahribat başlar : Her şeyin kötü gidiyor olduğu hissi. Kötümser düşünmek çok kolaydır ve kişiye kimse dur demediği için bu yerleşik bir refleks halini alır. Artık otu boku kaygı haline getiren, küçük ya da çok büyük engellerle tek başına mücadele etme riski taşıyan birey gerilir de gerilir; her insanın, her işin son bulduğu noktayı düşünür, kötü ihtimalleri aklına getirir ve bunların gerçekleşeceğine öyle bir inanır ki tadını bile çıkaramaz. Araba alır, 3 yıl sonra boyasının eskimiş halini düşünmeden edemez mesela, gece 11'de gürültü yapan üst komşu bile mini bir sinir krizi gerekçesidir. Etrafındaki insanlardan değişik duygusal sinyaller almadığından ötürü daha ziyade nesneler, gittiği yollar vs. önem kazanır ve onları yakından takip etmeye başlar. Az sayıda "sohbete" maruz kaldığından yaşadığı her diyaloğa çok önem verir, kafaya takar da takar.

Bu döngüyü kırıp neşeli ve gevşek olabilen yalnız adamlara her zaman imrenmişimdir.

3 yorink:

İsimsiz dedi ki...

bilgi toplumunun getirilerinden birisidir yalnızlaşmak. "bunu da bilmem lazım, dur bi şunu araştırayım, aa şu ne ilginçmiş" derken bir bakmışsınızdır ki içinde yaşadığınız mahalleye, birlikte gülüp eğlendiğiniz arkadaşlarınıza, hatta anne babanıza bile yabancılaşmışsınız. artık toplum içine çıkmak ıstırap haline gelir. öyle ki bir randevunuz olduğu zaman muhatabınızın karşısında mal gibi kalmamak için ne söyleyeceğinizi,nelerden bahsedeceğinizi en ince ayrıntılarına kadar kurgularsınız. lise arkadaşlarınızla buluşursunuz mesela, bir kaç yıl öncesine kadar deli gibi gülüp eğlendiğiniz arkadaşlarınızı sıkıcı, bayık muhabbetler yapan kişiler olarak düşünürken bulursunuz kendinizi. 3-5 kişiyle bir araya geldiğinizde aralarında konuştukları şeye kahkahalarla gülmelerine anlam veremezsiniz. zoraki bir tebessümle yanıtlarsınız neden gülmediğinizi sorar gibi bakan gözleri.
adamın biri ne güzel söylemiş. "bilmek ıstırap verir." ne mutlu bu döngüyü kırıp neşeli ve gevşek olabilen yalnız adamlara. hayatın anlamını bulanlar işte onlardır.
daha yazardım ama kafanızı şişirmek istemem. çok güzel bir yazı yazmışsınız. tebrik ederim.

İsimsiz dedi ki...

Kır döngüyü be yiğidim. Hayat kısa. Belli ki gelmişsin orta yaşlara. Hala kasım kasım kasılıyorsun. Etrafına bir bak, her şey çok komik. İnanmıyorsan eyco'ya sor. Hakikaten çok komik. En kötü şeyler bile o kadar kötü ki kah kah güldürüyor insanı. Üşengeçlik yapma, insanları takma, hayat bir eğlenme yeri. Yeterince eğlenmezsen ahirette hesabını sorarlar. Walla diyom.

Osman

İsimsiz dedi ki...

helal olsun
çok teşekkür ederim

Radyo Merasturda Enkeste