14 Haziran 2007 Perşembe

Periler ve Labirentler

Biraz sinema minema konuşalım dedim. Olayımız Pan'ın Labirenti. ya da Pan's Labyrinth. Veya El Laberinto Del Fauno. 2006'nın tartışmasız en iyi filmlerinden biriyle karşı karşıyayız. Yönetmenimiz Guillermo Del Toro. Hollywood sineması takipçileri, amcamızı Blade 2 ve Hellboy'dan anımsayacaktır.

Pan'ın Labirenti, 1964 doğumlu Meksikalı yönetmenin sekizinci filmi. 1944 İspanya'sında geçiyor. İç savaş yeni bitmiş. Franco'nun faşist iktidarı ülkeye hükmeder olmuş. Orada burada, dağlarda kırlarda sosyalist gerillalar faşistlere karşı bir "bölücü terör tehditi" oluşturuyor.

Film, bir köy karakolunda görev yapmakta olan yüzbaşının yeni evlendiği karısının (ben diyeyim on, siz deyin on iki yaşındaki), ufak kızı Ofelia'yı da alıp yüzbaşının çalıştığı köye gelmesiyle başlıyor. Eski terzisinin dul karısıyla, aşktan çok, bu dünyada soyunu devam ettirecek bir erkek çocuk sahibi olma amacıyla evlenmiş gibi görünen yüzbaşının üvey kızı Ofelia ise, peri masallarından ibaret, kendi hayal dünyasında yaşıyor. Yüzbaşıdan hoşlanmıyor, ona baba demeyi reddediyor. Doğal olarak, yüzbaşı da kızı sevmiyor. Sert ve duygusuz bir asker, masal kitaplarına gömülmüş bu hayalci kızın nesinden hoşlansın ki?

Yeni hayatında karşısına çıkan (baş edemediği) gerçeklikle bir türlü aidiyet kuramayan ufak kızın dünyası, bir perinin onu ziyaret etmesiyle sonsuza kadar (inanın bana, sonsuza kadar) değişiyor. Ofelia'nın fantastik "yolculuğuna" tanıklık ederken aynı anda arka fonda nefis bir iç savaş hikayesi izliyoruz. Savaşın nesi nefis, diyeceksiniz. Del Toro, yan yana akıp giden iki birbirinden çok farklı öyküyü öyle güzel kurgulayıp iç içe geçirmiş ki, insan itiraf etmeye utandığı bir haz alıyor bu hüzünlü hikayeden.

Bundan sonrasını anlatmayayım. Bu yazıyı, henüz hala izlememiş insanlar (varsa) bu filmden mahrum kalmasınlar diye yazıyorum. Haddim değil ama, 2006'nın en iyi filmlerinden birini (bir diğeri de Das Leben der Anderen) kaçırmanızı istemem.

Hani izledikten sonra "Keşke bir hap olsa. Yutsak da seyrettiğimizi unutup, ilk izleyişte aldığımız zevki defalarca tekrar alabilsek" dediğimiz filmler vardır ya (ben diyorum, evet manyağım), işte bu o filmlerden biri.

0 yorink:

Radyo Merasturda Enkeste