Müslim gönüllere giren olsa olsa Yusuf İslam
Gayrı "ihtiyarı" öğrendiğim bir şey var. Medeniyetlar İttifakı. Zira ihtiyarlayınca bu tür şeyleri öğrenmek zorunda kalıyor insan niyeyse.
Şimdi kardeşim bu nedenle Türkiye, "Co-Sponsor" rolü üstlenmiş bir ülke olarak, Birleşmiş Milletler'in desteklediği ve katılım göstereceği bu Medeniyetler İttifakı ile ilgili çeşitli organizasyonlar tertip edecek. B
Bunların biri de 19 Mayıs. 19 Mayıs 2008 günü, -tam sayısını hatırlamıyorum- 200'den fazla milletten gençler Türkiye'de toplanacaklarmış. Tarihi bir mekânda büyük bir konser verilecek ve dünya gençleri bir araya gelecek. O gün tabii Türkiye vitrine çıkacak; "islam karşıtlığı"na karşı modernliğini gösterecek, Avrupa Birliği'ne, her milleti bir araya getirebilecek ve bir arada eğlendirebilecek kadar medeni olduğunu gösterip "bir daha düşün" diyecek, reklam yapacak falan işte ve o kadar farklı milletten genci gerçekten eğlendirecek. Hatta Başbakan Erdoğan'ın sözleriyle bu şöyle olacak: "Avrupa, Amerika, Orta Doğu, Afrika ve Uzak Doğu'dan; Müslüman, Hıristiyan, Yahudi; binlerce genç konserde aynı şarkıları söyleyecek." Ressam, yazar, müzisyen, film yapımcısı, kültür endüstrisinin liderleri hep bir arada olacak ve birçok ülkede canlı yayınlanacak gösteriler bilmemne ve tabii ki konser canlı yayınlanacak.
İyi, buraya kadar güzel. Harika falan. Ama konserde "medeni Türkiye"yi temsil edecek, dünyaya gösterecek üstelik gençleri coşturacak isim biraz garip: Yusuf İslam.
AKP'yi bir yerde anlamak mümkün. Hani Bülent Ersoy'un ya da Pink Flamingos'tan da bildiğimiz Divine'ın travestiler için drag queen olması gibi kendi yolunun doğru olduğunu ispatlamaya çalışan ve hatta belki kafalarındaki dogmatik islamı her ülke/dünya vatandaşına zerk etmek isteyen AKP kurmayları için de doğru yolu bulmuş olan Yusuf İslam biçilmiş kaftandır, neticede o da birşeyden başka bir şeye dönüşmüş, bir çeşit drag queen'dir. Örnek gösterilebilir, kabul görmüştür, halinden memnun gibi görünmektedir. Refah tabanından gelme bir AKP müslümanı için Yusuf İslam bir dünya starıdır.
Burada önyargının, vizyonsuzluğun, dar kafalılığının resmini görmemek mümkün değil. Zira bir ideolojiye saplanmış bir insan için, o ideolojinin en starı evrenseldir. Söz konusu müzikse, o ideolojinin müziğini yapan en ünlü kişi dünyanın en önemli sanatçısıdır. Dinleyebileceği en üst düzey, en mest edici, en kaliteli müzik, onun yaptığıdır. Onu dinlerken evrensel bir müzik dinlediğine ve popüler olana sahip olduğuna inanır. Ötesi yanlış yolda olandır ve hiç bir zaman hayatının kesişmemesini istediği ötekidir.
Lakin Yusuf İslam bana hiçbir zaman medeniyeti çağrıştırmadığı gibi, eğlenmek için bir kere bile dinlediğimi hatırlamam, ki zaten ilahiyle eğlenen bir insan değilim. Hem sanırım Erdoğan veya Yusuf İslam'cılar da ilahilerle eğlenilmesini istemezler. Onu da şurdan tahmin ediyorum, bi keresinde radyoda müzik dinlerken bir ilahi çıktı. Baktım "Leylim Ley" türküsüne söz yazılmış, "Allah, illallah..." derken ilahi olmuş, eğlenmeye çalıştım dalgamı geçecektim babam kızdı, "İlahi ile dalga geçilmez" dedi.
Peki Yusuf İslam bu kadar dünya milletinden genci nasıl eğlendirip coşturacak? "Talaal Bedru Aleyna"yı bütün gençler hep bir ağızdan söyleyecek mi? Bu Yusuf İslam'a "Salavat"ı söyletin arkasına da bir "Salli ala Muhammed" bağlatıp, bu sözleri tekrar eden dünya gençlerini onlar çakmadan müslüman yapma çabası mıdır? Nedir?
İşte bunu düşünüyorum bu haberi duyduğumdan beri. "19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı"nda tüm dünyaya Atatürk'ü anarken, ulusal bir bayramı kutlarken ilahilerle seslenmenin nasıl bir şey olacağını merak ediyorum, garipsiyorum. Bunun bilinçsizce, akla gelen ilk ismi seçmekle geçiştirilebilecek bir şey olmadığını bilmeme rağmen kendi düşüncemle tartışıyorum: "Lan yoksa ben mi ırkıçıyım, ben mi islamofobik oldum çıktım" diye.
Yusuf İslam tercihiyle Türkiye'nin dünyaya söylediği bir yandan da şudur: "Medenileşmek, ilerlemek, her milleti kucaklamak istiyorsan Yusuf İslam'laş. Onun gibi batıya değil doğuya dön. Beni ifade eden medeniyet figürü bu, sakal, takke, ilahi..."
Biliyorum ki bunu, bunları kabul eden, seçen ve ses çıkarmayan garip Türk insanı, "O filmde Türk'leri nasıl göstermişler öyle ya develer geçiyor, sarıklı, sakallı adamlar falan..." diye hayıflanacak. Bunun ülkesini yansıtmadığını söyleyecek. Aslında gayet medeni bir ülkede yaşadığını düşünüyor olacak. Özellikle de medeniyetin bütün cihazlarını kullandığına inandırıldığı için (oysa yütub'dan başla diğer sansürlere hiç girmiyorum). Oysa maalesef o filmlerde görünce karşı çıktığımız ülkeden hiç bir farkımız yok. Apron'da deve keselim, dünyaya hacılarla ilahilerle seslenelim, cumhurbaşkanımızın, başbakanımızın eşlerinin kafasınd garip şekilli örtüler hatta belki el bile sıkışmıyorlar , şablondan çıkmış mis gibi hacıyağı kokulu siyasi bıyıklar... Bundan fazlası değiliz aslında... Kendimi Yusuf İslam konseriyle birlikte, doğduğum, büyüdüğüm, ağladığım, anladığım bu ülkede azınlık olarak hissetmeye başlayacağım 19 Mayıs gününü sabırsızlıkla bekliyorum. Her neyse, en azından o gün, bana azınlık olmanın ne demek olduğunu öğretecek ve belki o zaman buraya bunu yazmaktan başka bir şey yapmam gerektiğini anlarım...


