Zamanın, sana, bana, ona; herşeye ve herkese yaptıklarını umursamadan salınışına, bu vurdumduymazlığına, bu nasıl olsa geçip gideceğini anlamışlığına olan hayranlığım aynı zamanda zamanın kendisine olan düşmanlığım... zaman içimden geçerken; içimdekileri daha da eskitiyor oluşunu kavrıyorum artık. 20 yaşımdaki gibi yavaş yavaş eskitmiyor, artık çok hızlı ve çok daha tahripkâr. rüzgarın süpürdüğü, beton üstündeki kum taneleri gibi oldukça poetik bir şekilde götürüyor anıları, altından bomboş bir ben kalıyorum. beton gibi. zamanın içinden geçerken; gittiğim yer ne olursa olsun zamanı geride bırakamayacağımı idrak etmeye zorla direnirken, bir yandan da kabulleniyormuş gibi uysalım. zira zaman bendekileri yok ederken yok ettiği şeyleri, hatıraları, oluşları, durumları, başkaları için tekrar yaratıyor. ben artık "o zamanlar"ın tam ortasındaki adam değilim. bu zamanlara dönüştüm. ama yolculuklar arası bazen, o zamanların tam da ortasında bulunan insanların varlığını, zamanın bende ...