Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eğlencenin evrimini izlerken...

Ankara, pavyon aleminde artık doruğa çıkmış. Eğlence anlayışını değiştirmişler. Pavyon deyince aklıma ilk gelen Gemide'deki pavyon sahnesi oluyor. Sinema tarihinin incisidir, eşsiz bir parçasıdır o sahne. Ama bu da ikinci oldu. Şaşkınlıkla izlediğim şu görüntüleri yorumlamakta zorlanıyorum. Ama blog'a eklemeden de duramıyorum. Dünya içinde ne dünyalar var bielim öğrenelim hesabı...

ilkel düğün salonlarına isyan

Yaz aylarında galeyana gelen sevgili çiftlerin, daha bir çift olma ve çift olarak anılma arzularının son hamlesi olan düğün dernek uygulamaları sürat kazanır. Tabii üstüste gelen bu evlenme ve düğün yapma gayreti mutena salon bulma, evrak koşturma, milleti memnun edecek doğru gazozu seçme, çalışmaları nedeniyle sevgili çiftleri yorarken onlar da bir şeyi düşünmeyi unuturlar: Çevre faktörü. Canım gülüm çevre insanları, yaz ayında minimum 5 çift arkadaşlarını evlendirmek üzere kış boyunca çalışır ve yazın çalışmalarını evlenen çifte toka ederler. Tamam bunda sorun yok ama bir haftada 3 düğün, 1 ayda 6 düğün gibi üstüste gelen bombaların düğünle uzaktan yakından alakası olmayan bu güruha tesiri de bir hayli tahripkâr olabilir. Durum iki tarafın da zararına. Evlenen çift 1 haftada kafasına tak tak 2 düğün yiyen hısımlarından beklediği geliri elde edemezken, hısımlar da düğüne gitmeme, gidince ortalıklarda görünmemeye çalışma, taktığı altının tutarının az olması oysa daha büyüğünü takma ist...

Çizgisiz

Kendimden geçerken rastladığım zamanlar

Zamanın, sana, bana, ona; herşeye ve herkese yaptıklarını umursamadan salınışına, bu vurdumduymazlığına, bu nasıl olsa geçip gideceğini anlamışlığına olan hayranlığım aynı zamanda zamanın kendisine olan düşmanlığım... zaman içimden geçerken; içimdekileri daha da eskitiyor oluşunu kavrıyorum artık. 20 yaşımdaki gibi yavaş yavaş eskitmiyor, artık çok hızlı ve çok daha tahripkâr. rüzgarın süpürdüğü, beton üstündeki kum taneleri gibi oldukça poetik bir şekilde götürüyor anıları, altından bomboş bir ben kalıyorum. beton gibi. zamanın içinden geçerken; gittiğim yer ne olursa olsun zamanı geride bırakamayacağımı idrak etmeye zorla direnirken, bir yandan da kabulleniyormuş gibi uysalım. zira zaman bendekileri yok ederken yok ettiği şeyleri, hatıraları, oluşları, durumları, başkaları için tekrar yaratıyor. ben artık "o zamanlar"ın tam ortasındaki adam değilim. bu zamanlara dönüştüm. ama yolculuklar arası bazen, o zamanların tam da ortasında bulunan insanların varlığını, zamanın bende ...

Kodachrome 1942

Sadece şu anı net görebiliyorum. Geçmiş ise beynimin binbir köşesinde kalitesi %10 jpeg'den bile kötü, gün geçtikçe bulanıklaşan resimsilerden ibaret. Dijital devrime yetişemeyen herkes gibi çocukluğuma ait fotoğraflar siyahbeyaz ve flu renkliler. O devre ait ne varsa bulanık. 12 Eylül belgeselleri, Cüneyt Arkın filmleri, hepsi sanki 100 yıl önce çekilmiş gibi yıpranmış. Şu 65 senelik foto yu görünce zaman makinesine binmiş gibi oldum. Gördüğüm en net eski görüntü. 80'lerde çekilen cücü filmlerine bakıyorum bir de buna. Bu işte bir terslik var. http://www.junipergallery.com /

System Halted

Camiye kayan yazı asmak garip, böyle bir görüntüyle karşılaşmak daha garip. Dün akşam bloğumuzun sevilen simalarından Muratco ve Cyrettin'in yardımıyla Üsküdar Meydanı'nda çektim...